Travma nedir biliyor musunuz? Kitaplardaki akademik tanımını bir kenara bırakın. Türkiye için travma; bir günün ertesi güne bağlanacağını sanırken, dışarının dondurucu soğuğundan habersiz sıcak yatağında uyurken duyulan o korkunç uğultudur.
Önce Ses, Sonra Çığlık, Sonra Sessizlik… Tam üç yıl oldu. Takvim yaprakları değişti, şehirler yeniden kurulmaya çalışıldı, hayat “normal” akışına döndü denildi. Ama o gecenin şahitleri ve yaşayanları için zaman, 04.17’de durdu. Önce büyük bir ses, sonra korkutucu bir sessizlik, ardından karanlık ve en sonunda çığlıklar…
Kaçtığımız Şey Deprem Değil, Anılar Bugün birçoğumuz için bir binanın “nispeten eski” olması ya da bir avizenin hafifçe sallanması, hayatı durdurmaya yetiyor. Hayatlarımızı bu detaylara göre dizayn ediyoruz. Aslında kaçındığımız şey sadece yeniden yaşanacak bir deprem korkusu değil. Kaçtığımız şey; o anlar, o çaresizlik, o vedasız ayrılıklar. Travma dediğimiz şey, işte o zihnimizin köşe bucak kaçtığı “an”lardan ibarettir. Bir değer yitimi, bir ihanet hissi (binaların ihaneti) veya bir ölüm…
Hepimizin Ortak Yarası Hangimizin ne travması varsa, en yakın zamanda şifa bulsun. Ama 6 Şubat, kişisel değil toplumsal bir yaradır. Bu travma hepimizin, bu acı Türkiye’mizin. Deprem şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Geride kalan bizlere de, o avizeye bakmadan uyuyabileceğimiz huzurlu geceler nasip olsun.