Anksiyete, yani kaygı bozukluğu, birçok insanın farkında olmadan yaşadığı ama çoğu zaman tanımlayamadığı bir durumdur. Günlük hayatın temposu içinde hepimiz zaman zaman stres hissederiz; ancak bu endişe sürekli hale gelirse ve yaşam kalitesini etkilemeye başlarsa artık bir uyarı sinyalidir. Peki anksiyete olduğunu nasıl anlarsın? Aslında vücut ve zihin bunu açıkça gösterir.
Anksiyete belirtileri arasında en yaygın olanlardan biri zihinsel gerginliktir. Kişi sürekli “ya olursa” düşünceleriyle meşgul olur, olayları kontrol etme isteği artar ve en küçük sorun bile zihinde büyüyüp kaygıya dönüşür. Karar verirken uzun uzun düşünmek, en kötü senaryoyu akıldan geçirmeden rahatlayamamak da bu duruma eşlik eder.
Zihinsel belirtiler kadar belirgin olan bir diğer grup da fiziksel anksiyete belirtileridir. Kalp çarpıntısı, terleme, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, mide ağrısı veya sindirim sorunları sıkça görülür. Uykuya dalmakta zorlanma ya da sabah yorgun uyanma da vücudun kaygıya verdiği tepkilerden biridir. Bu tepkiler aslında bedenin “tehlike var” sinyalini gereğinden fazla çalıştırdığını gösterir.
Anksiyete sadece zihinsel ve fiziksel olarak değil, davranışlarda da kendini belli eder. Kişi kalabalıklardan kaçınmaya, sosyal ortamlardan uzaklaşmaya veya sürekli güven arayışına girmeye başlar. Eskiden keyif aldığı aktiviteler artık anlamını yitirir. Bu durum birkaç günden uzun sürüyorsa ve iş, okul ya da ilişkileri etkilemeye başlamışsa, profesyonel destek almak gerekir.
Anksiyete tedavi edilebilir bir durumdur. Erken fark edildiğinde terapi, nefes egzersizleri ve yaşam düzeniyle kontrol altına alınabilir. Önemli olan bu belirtileri bastırmak yerine fark etmektir. Çünkü anksiyete, vücudun ve zihnin sana “bir şeyleri fazla yüklendin” demesidir. Onu bastırmak yerine anlamaya çalışmak, iyileşmenin ilk adımıdır.