“Ayna ayna söyle bana, var mı bu dünyada ondan daha gıcık biri?” Hepimizin hayatında mutlaka vardır; sesi, tavrı, hatta sadece varlığı bile tüylerimizi diken diken etmeye yeter. Karşınızda nefes almasına bile tahammülünüz yoktur. Peki, hiç düşündünüz mü? Neden o? Neden başkası değil de özellikle o kişi sizin sinir uçlarınıza dokunuyor?
Beynimizdeki Taklitçiler: Ayna Nöronlar Öncelikle işin biyolojik kısmına, trafiğe bakalım. Bir şoför size bağırdığında, istemsizce siz de gerilirsiniz. Birine gülümsediğinizde, o da size gülümser. Beynimizdeki “Ayna Nöronlar” sayesinde duygular bulaşıcıdır. Karşınızdaki insanın yüzünde gördüğünüz o “itici” ifade, aslında sizin ona yansıttığınız ifadenin cevabı olabilir. “Yansıtma” derken, sadece mimiklerden bahsetmiyorum.
Jung ve Gölge Benlik: Rahatsız Olduğun Şey Sensin İşin asıl can alıcı noktası psikolojinin derinliklerinde saklı. Carl Gustav Jung’un o meşhur sözünü hatırlayalım: “Bizi başkaları hakkında rahatsız eden her şey, kendimizi tanımamıza yol açar.” O insanda tahammül edemediğin özellik; bencilliği, kibrirliliği ya da vurdumduymazlığı… Aslında o özellikler, senin kendi içinde bastırdığın, kendine bile itiraf edemediğin, “gölge” tarafın olabilir mi? Bizler, kendimizde kabul etmediğimiz kusurları başkalarında gördüğümüzde onlara öfke duyarız.
Kızma, Teşekkür Et Bu bakış açısı can sıkıcı olabilir ama bir o kadar da iyileştiricidir. Seni kendine tanıtan, sendeki “Keşke bende olmasaydı” dediğin parçayı sana gösteren herkes, aslında senin kişisel gelişim öğretmendir. O yüzden o “gıcık” olduğun kişiye bir de bu gözle bak. Ona kızmak yerine, sana tuttuğu ayna için içinden bir selam gönder ve o büyük kabullenişi fısılda: “Anladım… Oldum ben de sen gibi.”