Sosyal medya akışınızda yukarı kaydırırken mutlaka dudaklarını büzerek poz veren birine rastlamışsınızdır. Çoğu kişi için bu sadece “daha ince bir yüz” veya “daha dolgun dudaklar” elde etmek için yapılan estetik bir hamle olsa da, bir psikiyatrist gözüyle bakıldığında durum çok daha karmaşıktır.
1. Freudyen Bir Yaklaşım: Haz ve Çekicilik
Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a göre ağız ve dudaklar, insanın en temel haz bölgelerinden biridir. Bilinçdışımız bu bölgeyi vurguladığında aslında karşı tarafa çok net bir mesaj gönderir: “Bana bak, beni fark et ve beni çekici bul.” Bu, libidonun dışa vurumu olan ilkel ama etkili bir çekicilik sinyalidir.
2. Bebeksi Duruş ve Şefkat Arayışı
İşin daha derin ve savunmasız boyutu ise bu pozun “bebeksi” doğasıdır. Ağlayan, ilgi bekleyen veya bir şey isteyen bebeklerin dudak yapısını düşünün. Yetişkin bir birey bu pozu verdiğinde, içgüdüsel olarak çevresinden şefkat ve ilgi talep ediyor olabilir. Dışarıdan bakıldığında oldukça özgüvenli ve “havalı” duran o maskenin altında, aslında ilgiye muhtaç bir çocuğun sessiz çağrısı yatıyor olabilir.
3. İzleyicinin Tepkisi: Neden Rahatsız Oluyoruz?
Birçok insan bu tarz pozları “itici” veya “yapay” bulur. Bunun nedeni, zihnimizdeki ahlak bekçisi olarak tanımlanan Süperego‘dur. Süperego, toplumsal uyumu ve doğallığı gözetir. Karşısındaki kişinin bu pozla verdiği bilinçdışı mesajı ve bu mesajın ardındaki yapaylığı sezdiğinde, bir rahatsızlık hissi (gıcık olma) tetiklenir.
Sonuç olarak; fotoğraflarda verdiğimiz her poz, aslında kendimiz hakkında dünyaya bir hikaye anlatır. Dudak büzme pozu bazen bir özgüven patlaması gibi görünse de, bazen de ruhun şefkat arayan kırılgan tarafının bir yansımasıdır.