Görmediğimiz, Duymadığımız ve Duymaktan Korktuğumuz Gerçekler
Son zamanlarda haber açmak cesaret istiyor.
Televizyonu açıyorsun; İngiltere metrosunda bıçaklı saldırı.
Kapatıyorsun.
Gazeteye bakıyorsun; abi kardeşini öldürmüş.
Onu da kapatıyorsun.
Instagram’a giriyorsun; ayrıldığı eşini defalarca bıçaklayan adam.
Kapatıp çıkıyorsun.
Sokağa çıkınca manzara farklı değil. Trafik sıkışık. Bir korna, bir korna daha, sonra pat küt kavga. İş yerine gidiyorsun, iki arkadaş birbiriyle yumruk yumruğa. Ne tarafa dönsen aynı hikâye: şiddet.
Ve herkesin kafasında aynı soru dönüp duruyor:
“Nasıl olur böyle ya?”
Psikiyatrist Minikka, şiddetin aslında sadece öfke olmadığını söyler. Öfke yüzeyde görünen kısmıdır. Asıl mesele derinlerde biriken duygulardır. Yoksunluk, değersizlik hissi, terk edilme korkusu, bastırılmış öfke ve sürekli birikmiş stres… Tüm bunlar sustukça içeride daha da büyür ve sonunda bir patlama anı doğar.
Erich Fromm ise konuyu daha geniş bir çerçeveden anlatır. Ona göre şiddet bireysel bir sorun değil, toplumsal yalnızlığın, dışlanmışlığın ve sevgisizliğin ürünüdür. İnsan kendisini görünmez hissettikçe, kimse tarafından duyulmadıkça, varlığını ifade etmenin sağlıklı yollarını da kaybetmeye başlar.
Bugün gördüğümüz birçok şiddet olayı aslında bir “duyulmamışlık” patlamasıdır. Konuşsan yanlış anlaşılıyorsun. Anlaşılmak istesen kimse dinlemiyor. Dinlense bile çoğu zaman gerçekten değil, sadece laf olsun diye dinliyor. Böyle olunca insanlar konuşmayı bırakıyor. Konuşmayınca duygular sıkışıyor. Sıkışan duygu ise bir gün yanlış bir yerde, yanlış bir şekilde taşıyor.
Şiddet, çoğu zaman “hiç kimse beni duymadı”nın en son halidir.
Peki ne yapmalı?
Bu sorunun toplumsal, ekonomik, kültürel pek çok boyutu var. Bu doğru. Ama bireysel hayatta elimizde olan küçük bir adım var: konuşmak ve dinlemek. Kimseye olmasa bile kendine. Dinlenecek kimse yoksa bile kendi iç sesine kulak vermek.
İnsan kendi içini duymaya başladığında, dış dünyanın sesi onu bu kadar sıkıştırmaz.
Şiddet bir sonuçtur. İçeride büyüyen ve dışarıda görünür hale gelen bir sonuç. Duyulmayan seslerin, anlaşılmayan insanların, duyarsızlaşmış toplumların sonucudur.
Belki de başlamamız gereken yer çok belli:
Birbirimizi yeniden duymak.
Ve kendimizi yeniden anlamak.