Yeni bir yıla girerken masanın altına girip 12 üzüm yiyenleri, kırmızı iç çamaşırı giyenleri veya gece yarısı kapı önünde nar patlatanları mutlaka görmüşsünüzdür. İlk bakışta “mantıksız” görünen bu ritüellerin aslında derin bir psikolojik temeli vardır.
Beynin Belirsizlikle Savaşı
İnsan beyni, evrimsel süreçte hayatta kalabilmek için çevresini tahmin edilebilir kılmak üzere kodlanmıştır. Bu nedenle beyin, “belirsizlikten” nefret eder. Gelecek, doğası gereği bilinmezdir ve bu bilinmezlik bizde içsel bir kaygı yaratır. Bu kaygıyı dindirmenin yolu ise zihne sahte veya gerçek bir “kontrol alanı” sunmaktır.
Ritüeller ve Güven Sinyali
İşte tam bu noktada 12 üzüm veya şans ritüelleri devreye girer. Kişi bu ritüeli gerçekleştirdiğinde, beynindeki ilkel mekanizmaya şu mesajı gönderir: “Sakin ol, gelecek için üzerime düşen sorumluluğu yerine getirdim, artık güvendeyim.” Tıpta “Plasebo Etkisi” olarak adlandırılan bu durum, kişinin bir eylemin işe yarayacağına inanmasıyla gelen psikolojik rahatlamadır.
İnanmanın Psikolojik Gücü
Peki, bu ritüeller saçma mı? Bilimsel olarak bir üzüm tanesinin kaderinizi değiştirmesi mümkün olmasa da, o üzümü yerken hissettiğiniz “rahatlama” ve “pozitif beklenti” duygusu gerçektir. Bu psikolojik rahatlama, kişinin yeni yıla daha özgüvenli ve motivasyonu yüksek başlamasını sağlar. Unutmayın ki inanmak, başarmanın yarısıdır.
Sizin de hayatınızda yer etmiş, yapmadığınızda kendinizi eksik hissettiğiniz ritüelleriniz var mı? Belki de o küçük alışkanlıklar, zihninizin karmaşık dünyasındaki en büyük huzur kaynağıdır.